top of page

E-Ticaretin hakim olduğu bir dönemde mağazacılık nasıl yapılır?

  • Yazarın fotoğrafı: Abdullah Nurata
    Abdullah Nurata
  • 8 Şub
  • 4 dakikada okunur

Sene 2005. Osman abi. Esnaf. Aktar dükkanı var. Ağzı laf yapıyor Osman abinin. Dükkana gireni boş göndermiyor. Bitkiler, baharatlar, macunlar falan da trend olmaya başlayınca hatırı sayılır bir kitlesi oluyor. Saraçoğlu televizyonda anlattıkça Osman abinin satışları artıyor.


Sene 2026. Osman abi dükkanına gireni hala boş çevirmiyor. Konu da halen popüler. Gün geçtikçe doğal beslenme trendleri de artıyor. Ama problem şu ki, 2005 yılında Osman abinin dükkana günde 150 kişi giriyorsa, bugün 15 kişi giriyor. Osman abi kan ağlıyor.


* * *

Osman hayali karakter. Aktar hayali iş. Problem gerçek. Tuhafiye, tekstil, beyaz eşya, telefon, mobilya, halı, hırdavat ve daha onlarcası…


Rekabet hep vardı. Bugün çok daha çetin.


Müşterileriniz artık dijital pazar yerlerinden alıyor ürünlerini. Kabul edin, siz de oradasınız. Hadi siz olmasanız da, ya eşiniz ya çocuğunuz oralardan bir “şeyler” alıyor.


Sahadaki insan sayısı azaldı mı? Evet.


Ama başka bir şey daha oldu:


Karar verme biçimi değişti.


Benim sahada gördüğüm şu; birçok kobi-esnaf ve bayi; trafiğin azalmasını kader gibi kabul etmiş. Oysa hâlâ ciddi bir para dönüyor. Sadece eşit dağılmıyor.


Bazıları eskisinden daha az kaybediyor. Bazıları büyüyor bile.


Neden?


Çünkü onlar potansiyel müşterilerinin zihninde bir rol kapmış durumda. Bir sebep sunmuşlar. Rakipleri ya da komşuları tabiri caizse tabela asmanın yeterli olduğunu düşünüyorlar tahminim. Rızık Allah’tan evet ama, kulun çabası olmadan da o lokma mideye gitmiyor işte. Biz kendi üzerimize düşene bakacağız.


Bu yüzden mesele yalnızca dijitale geçmek değil.

Mesele tercih edilme ihtimalini büyütmek.


Bunun bir tarafı yeni alışkanlıklar. Diğer tarafı ise eskiden yaptığımız ama artık önemini unuttuğumuz şeyler.


Biraz hatırlayalım istiyorum:

 

Önce Unuttuklarımız:

 

1. Kapınızdan giren her “insanı” güleryüz ile karşılamayı ihmal etmeyin.

Uzun yıllar aynı işi yapmanın oluşturduğu duyguyu anlıyorum. İşlerin zayıflaması ile düşen cironuzu anlıyorum. Her gelen kişinin alıcı olmamasının verdiği moral bozukluğunu anlıyorum. Ama bu tutum sorunu çözmüyor.


Moraliniz bozuk olabilir. Ciro düşmüş olabilir. Her giren almayabilir. Ama müşteri içeri adımını attığı anda kendini iyi hissetmezse ürünü-fiyatı falan konuşmaya geçemiyorsunuz bile.

 

2. Kapının önünde sigara içmekten vaz geçin.

Bu başlığa bir ek de mağazasının içinde içenler ekleniyor. Kendi zaten kötü kokuyor, bir de üzerine siniyor daha da kötü oluyor. Bunu belki mağaza sahipleri işin başında değilken çalışan ekipler de yapıyor olabilir. Kayıp potansiyeli gözlemleyebilirsiniz.

 

3. Mağaza temizliği halen önemli.

Temiz olsun mağazanız. Ürünlerinizin tozunu almayı ihmal etmeyin. Ferah ve yoğun olmayan bir koku olsun mağazanızda. Basit gibi gözükebilir ama önemli bir etken.

 

4. Günlük yarım saatinizi gelişim konularına ayırın.

Bir konu belirleyin ve o konu hakkında düşünün, çalışanlarınızla istişare edin, değerlendirmeler yapın. Faydalı bir video olabilir, bir kitap takip edebilirsiniz, bir konu üzerinde derinleşebilirsiniz. Bu hem farkındalığınızı artıracak, hem de zamanınızı bereketlendirecektir. Ekipleriniz için sizinle çalışmanın, başka biriyle çalışmaktan ayrıştıracağı bir fark oluşturun. Çoğu işletme bunlara kafa yormayı es geçer. Siz geçmeyin:


Neyi daha iyi yapabiliriz?

Müşteri neden bizi seçsin?

Biz kimin için daha anlamlıyız?


Diye düşünün düzenli olarak. Bunları konuşan dükkânla konuşmayan dükkân birkaç yıl sonra aynı yerde kalmıyor. Fark da böyle açılıyor.


Büyük markalar için bayilik yapan mağazalar özellikle; bu konuyu gerçekten önemsemeliler. Hatta markanın kendisi, bayileri için bunu sistematik bir süzene oturtmalı ya, neyse…

 

5. Mağazanızdan alışveriş yapmayan kişilere de iyi hissettirin.

Bu başlık da gözden kaçıyor. Size “pahalı” diyen en son müşteriye nasıl davrandınız? Siz olsanız o muamele karşısında nasıl hissederdiniz? “Pahalı olabilir ama hak ediyor” mu dedirtiyorsunuz müşterinize, yoksa başka şeyler mi? Şunu siz bizlerden çok daha iyi biliyorsunuz aslında ama unutuyorsunuz sanki; bugün gelmese de yarın gelebilir. Kendi almasa da alacak birilerine tavsiye edebilir.

 

 

Gelelim Dijital tarafa:

Üzgünüm ama birçok kişi sosyal medyada var ama ticarette yok. Çünkü paylaşım yapıyorlar ama zihin payı  kazanmıyorlar. Onun için biraz metodolojik çalışmalısınız.

 

1. Instagram -TikTok kullanıyorsunuz. Bunu ticaretiniz için de yapabilirsiniz.

Kamera karşısına geçmekten çekinmeyin. Burada sizi ayrıştırabilecek bir fırsat var. Sadece ürünlerinizi tanıtın demiyorum. Onu da yapın ama muhtemelen sattığınız ürünlerin çok daha iyi tanıtımları vardır gezdiğiniz sayfalarda. Siz kitleniz, muhitiniz için ayrıştırıcı olun. Müşteri hikayeleri anlatabilirsiniz, sattığınız ürünler ile ilgili ilginç anekdotlar aktarabilirsiniz. Bugün çoğu insanın bildiği o pilavcı, o tostçu, o mobilyacı bunları yaparak mağaza trafiğini, dolayısıyla cirosunu artırıyor.

 

2. Harita uygulamasını ciddiye alın.

Orada mağazanızı etiketleyin. Konumunu sahiplenin. Fotoğraflarını-videolarını yükleyin. Haritalar artık tabelanın dijital hali. Önce nazınızın geçtiği müşterilerden, sonra tüm müşterilerden yorum yazmalarını isteyin. Burayı iyi yöneten onlarca marka hikayesi var. Biraz araştırınca mutlaka size ilham olacak örneklerle karşılaşırsınız.

 

3. WhatsApp’ı sadece bayram mesajı atmak için kullanmayın. 

WhatsApp artık sizin dijital dükkan vitrininiz. İşletme hesabına geçip ürünlerinizi oradaki kataloğa yüklemekle başlayın. Ama asıl farkı "Durum" kısmında oluşturabilirsiniz. Yeni gelen bir ürünü, o gün dükkandaki bir hazırlığı ya da sadece "Osman abi çayı demledi, sizi bekliyor" samimiyetiyle paylaşın. Müşterinin rehberinde olmak, onun aklının bir köşesinde olmaktır. Birlikte çalıştığım bir üretim müdürünün ziyarete gelmeyen tedarikçisine tavsiyesi vardı; “gözden ırak olan, siparişten de ırak olur” demişti. O misal. Rahatsız edici olmadan görünür olursanız, ihtiyaç doğduğunda akıllarına ilk gelen alternatiflerden biri de siz olursunuz. Ve bu hiç küçümsenecek bir kazanım değil, bilin.


4. Mahallenize dijital broşür dağıtın. 

Eskiden çok daha sık dağıtılan o el ilanları vardı ya; artık onların yeri sosyal medya reklamları. Çok büyük bütçelere gerek yok. Dükkanınızın 1-2 kilometre çevresinde yaşayan insanlara görünecek küçük reklamlar verin. "Biz buradayız, bu işi çok iyi yapıyoruz" duygusunu hissettirin. İnsanlar kapısının önündeki cevheri bazen ancak telefon ekranında görünce fark ediyor. Dijitalin gücünü sokağınıza indirin.

 

5. Varsa bir ruhunuz, onu yansıtmaktan çekinmeyin. 

Hani, “insanlar o ürünü kullanmayan ama tanıtan bir fenomenden etkilenip nasıl alışveriş yapıyor” diye şaşırıyorsunuz ya, onu kırmanın yolu da yine sizde aslında. Onun yapay durduğunu hepimiz biliyoruz. E-ticaret sitelerinde gelişmiş algoritmalar olabilir ama sizde "ruh" var. Bunu hatırlatın kendinize.


İlk maddedeki gibi; dijital mecraları sadece ürün sergilemek için değil, müşterinin hayatını kolaylaştırmak için kullanın. Dev pazar yerlerinin veremediği o "kişisel güven" duygusunu dijitalin hızıyla birleştirin. İnsanlar güvendikleri birinden alışveriş yapmayı her zaman tercih ederler; siz sadece o insana ulaşmaya bakın. Dijital araçları vitrinin uzantısı gibi değil, ilişki kurma biçimi gibi kullanın. O zaman mesele e-ticaretle yarışmak olmaz. Mesele müşterinin zihninde ve hayatında yer edinmek olur. O yeri kapan kazanır.


*  * *

Yukarıdaki önerilerim hem şahsi gözlemlerim hem de gerçekten inandığın çözüm önerilerim. Koca koca markaların şubelerine gittiğimde de aynı şeyleri öneriyorum. Bazı problemler o kadar gözümüzün önündedir ki, azıcık uzaklaşınca görülebilir ancak. Başarılı olan markalar saydıklarımdan çok daha farklı şeyler yapmıyorlar inanın. Sadece tutarlı şekilde devam ediyorlar bazı şeylere. Siz de ihmal etmezseniz, somut faydasını göreceksiniz.


Bonus örnek:

IG: @umutmetincom
Kaynak IG: @umutmetincom

Yorumlar


bottom of page