top of page

En pahalı markalaşma yöntemi: Deneme-Yanılma

  • Yazarın fotoğrafı: Abdullah Nurata
    Abdullah Nurata
  • 1 Mar
  • 3 dakikada okunur

Siz hiç başarısız olma hedefiyle yola çıkan bir şirket gördünüz mü?


Elbette hayır.


Ama günün sonunda şartlar eşit başlasa da bazı şirketler bir şeyleri farklı yapıyor ve arayı açıyor. Bazıları ise aynı emeği, aynı bütçeyi, hatta bazen daha fazlasını harcamasına rağmen yerinde sayıyor. Aradaki fark çoğu zaman niyette değil; yöntem tercihinde gizli sanki.


Şimdi şöyle; eskiden bazı şeyler daha kolaydı, bugün de başka şeyler daha kolay.


Açayım.


Mesela rekabetin az ve talebin çok olduğu bir dönemde birkaç rakipten ayrışan, biraz hizmete odaklanan sanayiciler bugün sektörlerinin öncü markaları. O dönemde hataların maliyeti düşüktü. Pazar büyüdüğü için yanlış kararlar tolere edilebiliyordu.


Bugün ise pazar o kadar büyümüyor; çoğunlukla bölüşülüyor. Ve bölüşüm, stratejiyle yapılıyor.


Geçen gün şöyle bir haber gördüm; “200 milyon dolarlık bütçeyle çekilen 2020 yapımı Tenet filmi 1 günde %100 AI ile tekrar hazırlandı.”


Aylar, yıllar süren film birkaç güne sığdı yani. Hem de çok çok daha ucuza…


Sadece sinema sektörünü ilgilendirmiyor bu haber malum…


Bu işte, oyunun hızının değiştiğinin göstergesi.

Eskiden araçların kullanımı daha meşakkatli, markalaşmak daha kolaydı.

Bugün araçların kullanımı daha kolay, markalaşmak daha zor.


Çünkü herkes aynı araçlara erişebiliyor. Zor olan; neyi, neden, kime ve hangi konumdan söyleyeceğini bilmek.


Artık eski iş yapış biçimleriyle yönetilen şirketlerin hayatta kalması daha da zorlaşacak. Yeni kuşakları işin içine entegre etmenin bir yolunu bulmalı bu yapılar. Ama sadece genç birini işe almak yetmez. Zihniyet dönüşümü de gerekir. Veriye dayalı karar alma, net konumlandırma, tutarlı iletişim ve disiplinli bütçe yönetimi gerekir.


Rekabetin çok olduğu bir alanda hizmet veriyorsanız, fabrikanızda onlarca işçi çalışıyorsa, her hafta binlerce lira tedarikçi ödemeleri yapıyorsanız artık bazı şeyleri eskisi gibi riske atamıyorsunuzdur. Deneme-yanılma sizin için artık bir lüks. Markanız için de yapmayın bunu.


Yazının muhatabı, bu hengâme içinde, oluşturmaya çalıştıkları markalarını farkında olmadan riske atan şirket sahipleri ve yöneticileridir.


Rakiplerle sahada mücadele ederken her noktadan ses gelmesi kaçınılmazdır. Her sese ayrı ayrı cevap vermek sizi yorar. Kimi; rakip kampanyanın aynısından ister, kimi balonlar bayraklar ister, kimi ek iskonto ister, kimi billboard ister, kimi sosyal medya desteği ister, kimi ek vade ister, kimi insert bedeli ister, kimi promosyon malzeme ister… Kimi, kimi…


Bu verimsiz yol sizi de, oluşturmaya çalıştığınız markanızı da yorar.Çünkü marka; herkese göre eğilip büküldüğünde güçlenmez…


Diğer taraftan markanızı rakiplerden ayrıştıran şeyler de gitgide kaybolur.

Tutarlılık problemleri yaşarsınız.Bütçeniz verimsiz harcanır.

Ve en önemlisi; kısa vadeli satış refleksleri uzun vadeli marka değerini aşındırır.


Deneme-yanılma çoğu zaman “öğrenme” gibi sunulur.

Oysa şirket ölçeğinde deneme-yanılma, çoğu zaman strateji eksikliğinin kibar adıdır.


Bunun yerine onlarca farklı sektörde denenmiş ve başarısı kanıtlanmış bir metodolojiyle ilerlemek daha makul değil mi sizce de? Biz markalara tam da bunu teklif ediyoruz: Rastgele hamleler yerine çerçevesi net, ölçülebilir, uygulanabilir bir yol haritası.


Pazara yeni bir ürün sürecek olabilirsiniz.

Yeni bir pazara giriş yapmak isteyebilirsiniz.

Rakiplerinize karşı daha sağlam bir konumlanmaya ihtiyaç duyabilirsiniz.

İletişim yaklaşımınızın tutarlı hale getirilmesi gerekebilir.


Bunların hiçbiri “reklam işi” değildir.

Reklamı da kapsayan bir strateji işidir.


Tüm bunlar için net bir bakış açısına ihtiyacınız var.


Eğer yapmak istiyor, ancak nasıl yapacağınız ile ilgili soru işaretleri taşıyorsanız; geliştirdiğimiz stratejik çözümler bu belirsizliği ortadan kaldırmak için tasarlandı.


Deneme-yanılma yerine bilinçli bir tercih.

Refleks yerine strateji.

Gürültü yerine netlik.


Bugün birçok şirket pazarlama yaptığını zannediyor; aslında sadece reaksiyon veriyor. Ama büyüme, reaksiyonla değil, yön tayiniyle gelir. Proaktif olmayı gerektirir.


Eğer siz de markanızı şansa bırakmak istemiyor, attığınız her adımın nereye hizmet ettiğini bilmek istiyorsanız; konuşabiliriz.


Pazara çıkmadan önce, yeni bir hamle yapmadan önce ya da mevcut dağınıklığı toparlamak için bir çerçeveye ihtiyaç duyuyorsanız, birlikte netleştirebiliriz. [👊🏻]


Emin olun, ayakları yere basan bir strateji, markanız için yapacağınız en doğru yatırım olacaktır.

Yorumlar


bottom of page