top of page

İş Hayatında Takoz Nedir?

  • Yazarın fotoğrafı: Abdullah Nurata
    Abdullah Nurata
  • 5 gün önce
  • 3 dakikada okunur


Bu yazının ana fikrini 'Hedef KIZILELMA' Belgeselindeki aşağıdaki kesit oluşturuyor. Videoyu izledikten sonra okumaya devam edebiliriz.


 

24 yıldır iş dünyasının içindeyim. Bunun uzunca bir kısmı profesyonel çalışma düzeniyle geçti. 3 yıldır danışman tarafındayım. Her iki dönemimde de bu takozlarla defalarca karşılaştım.


Öncelikle sözlük anlamı şöyle takozun:

“Bir taşıtın kaymaması, kımıldamaması için tekerlekleri altına yerleştirilen engel.”


Şirket versiyonu, kurumun kımıldamaması için bulunan engel(ler). Tanıdık isimler gelmiştir gözünüzün önüne. Önce biraz benim karşılaştığım birkaç takozdan örnek vereceğim. Sonra da mücadele kısmında patronların üzerindeki yükü aktaracağım.


Öncelikle şunu bilmekte fayda var: Takoz, siz gelmeden önce oradadır. Çoğu zaman görünürdür ama “sorun” olarak görülmez. Kimse ellemeye cesaret edememiştir. Ta ki siz gerçekten uçağı hareket ettirmeye yeltenene kadar…


Hasbelkader Anadolu sanayicisi ve aile işletmeleriyle yolum sık kesişiyor. Farklı sektörlerdeki şirket sahiplerinin benzer sıkıntılardan mustarip olduklarına onlarca kez şahit oldum.


Alanım pazarlama olduğu için bu şirketlerin pazarlama süreçleri ile ilgili görüşüyoruz haliyle. Görüştüğüm çoğu kurumda nitelikli pazarlama yapılanmaları hiç olmamış. Tüm pazarlama süreçleri satışın başındaki kişi tarafından yürütülürken, pazarlama diye adlandırılan ekipler grafik tasarım ve iletişim boyutunda kalmışlar.


Elindeki koca yapının bir müze gibi, sadece gelene kapılarını açmasından rahatsız olan şirket sahipleri genelde bize ihtiyaç duyarlar. Bunu şu gibi cümlelerle ifade ederler;


- Pazarda rakipler çok. Mücadele etmekte zorlanıyoruz artık.

- Yeni bayi bulmakta zorlanıyoruz.

- Mevcut bayilerimiz eskisi gibi çalışmıyorlar.

- Kampanya yapmadan satış yapamaz hale geldik.

- Müşteri trafiğimiz çok azaldı.

- Çıkardığımız yeni ürünler beklediğimiz patlamayı yapamıyor.

- …


Tüm bunları biz şöyle duyuyoruz:

“Şirketimiz artık katma değer üretemiyor.”

(Başka bir deyişle, fiyat dışında konuşacak bir sebebimiz kalmamış.)



Şirket yönetiminde söz sahibi olan kişilerle anlaşıp içeri girdiğimiz kurumlarda bir süre gözlem, biraz analiz yaparız. Uçağı havalandırmak için gerekli aksiyonları listelerken ne zaman ki “şimdi takozu kaldırıp bir pist yürüyüşü yapalım” deriz, o zamandan itibaren içerideki bazı kişiler tarafından karalanmaya başlarız.


Bunu mertçe yapmazlar ama. Şu cümlelerle yaparlar:


- Bizim sektörün dinamikleri biraz farklı tabi.

- Biz yıllar önce sizin bu çalışmaların hepsini yaptık.

- Bir arkadaş daha gelmişti sizin gibi.

- Biz olmasak bayiler patır patır dökülürdü.

- …


Fikir veren, destek olan, yol açan bir yaklaşımla değil; mevcut düzeni korumaya çalışan onlarca şeyle…


Bizde yaklaşım şu; Katma değerli satışı artı değerle yapabilmek için tüm müşteri temas noktalarına dokunmamız gerekir. Operasyon, lojistik, müşteri hizmetleri, satış sonrası, bayi, satış ekipleri… Hepsi ile koordineli ilerlemek zorundayız.


Bu noktadan sonra karar yine şirket sahibinde olur. Bazı patronlar takozu kenara koyup sadece kısa bir pist koşusuna izin verirken, bazıları da takozu kaldırıp uçağı hak ettiği yüksekliğe çıkarmak ister.


Bir şirket sahibi neden elindeki uçağı uçurmak istemez ki diye düşünebilirsiniz. İstemeyebiliyor… Özellikle çok ortaklı yapılarda buna sıklıkla şahit olunur. Ben de oldum:


Tüketici ürünleri üreten bir marka ile çalıştım. Araştırma yaptık. Sahaya indik. Farklı şehirlere gittik. Beklentinin olduğu büyük bir satış noktasında bariz uygunsuzluklar tespit ettik. Yani gizli bir şeyleri de keşfetmedik aslında. Şirkete azıcık bedeli olan herkesin kolaylıkla görebileceği şeyler. Bunu düzelttikten sonra sürecin sağlıklı devam etmesi için gerekli bazı aksiyonlar vardı.


Meğer bu satış noktası şirket ortaklarından biriyle iyi ilişkiler içindeymiş. Başka ortağın başka satış noktasına sağladığı özerklikleri burayla ilişkisi olan ortak da bu noktaya sağlamış.


Şirket içindeki politik meseleler, aile içi güç savaşları, zarar gören marka…


Biz bir pist koşusu yapıp geldik. Uçuş izni çıkmadı. Üzerinden yıllar geçti. O uçak hangara girdi, o gün bugündür hangarda…



Tam tersi örnekler de yaşadım elbet ama takozun kalkmadığı vakalar ülkemizde çok daha fazla olduğu için çoğunluğa tanıdık gelsin istedim.


Sadece bizimle de alakalı değil bu konu. Konu bu topraklardan bir global marka çıkarmamamızın kök sebeplerinden biri.


Ben bu döngüyü yaşayan onlarca kurumda gördüm. Sektördeki arkadaşlarımdan da bir o kadar vaka dinledim.


Diğer taraftan markasını göklere çıkarmak isteyenler de oldu. O takozu kaldırmaya cesaret eden patronlarda ise şöyle bir ortak nokta var:


Şirkete "benim" değil de "bizim" diye bakıyorlar. Hayır “biz bir aileyiz” falan gibi bir hikaye değil. O defter kapanalı çok oldu.


Gerçekten milli bir duyguyla bakanlar var bu konuya. Şirketini kendilerinden sonra da yaşatmak istiyorlar.


Bu yüzden geri bildirimi ve eleştiriyi tehdit olarak değil, yakıt olarak okuyabiliyorlar. O yüzden yaptığımız saha araştırmaları, tüketici içgörüleri onlar için hazine niteliğinde oluyor.


Bu küçük bir fark gibi gelebilir bazılarına.

Değil. Kesinlikle değil.


Uçağı havalandırmak için pisti temizlemek şart, evet. Ama önce takozu fark etmek gerekir. Sonra da onu kaldırmaya karar vermek.


Videodaki gibi. İkincisi çok daha zor. Onu kaldırmayı bilmezsek eğer, yapılan onca yatırım kendi halinde öylece durur.


Sözün özü,

İyi örneklerden ilham alarak çok daha iyi sonuçlar ortaya koyacak yönetimler bizi kalkındıracaktır.

 

Yorumlar


bottom of page