top of page

Pazarlama Nasıl Yapılır? #6 Hızlı Tüketim: Temizlik ve Kişisel Bakım

Yazarın fotoğrafı: Abdullah Nurata
Abdullah Nurata
7 saat önce
5 dakikada okunur

“Pazarlama Nasıl Yapılır?” serisinde her hafta farklı bir sektörü ele alıyor, uygulanabilir pazarlama fikirleri paylaşıyorum. Ulusal ve global markalar zaten yolu biliyor. Benim ışık tutmak istediğim kitle; marka oluşturmak istese de hep tereddütte kalan üretim şirketleri, fason zihniyetinden sıyrılıp kendi markasını oluşturmak isteyen iş insanları ve pazarlama kaslarını güçlendirmek isteyen Anadolu Sanayicileri.


Bugüne kadar mobilya, halı ve hızlı tüketim sektörlerini işledim. Hızlı Tüketim (FMCG) geniş bir alan olduğu için onu da üç ana kategoriye bölmüştüm…


Temel Gıda’yı yazdım.


Şimdi üçüncü ve son ana kategorideyiz:


Temizlik ve Kişisel Bakım

Burada birbirinden oldukça farklı iki alanı aynı başlık altında konuşuyoruz aslında.


Bir tarafta çamaşır deterjanı, bulaşık deterjanı, yüzey temizleyiciler gibi ev bakım ürünleri var. Diğer tarafta şampuan, duş jeli, deodorant, el kremi gibi kişisel bakım ürünleri.


İkisini ayrı ayrı inceleyeceğiz. Çünkü tüketici bu iki kategoride aynı şekilde davranmıyor.

 

🧼 İlk başlık; Temizlik


Bizim kuşak için “cııırrt” kelimesi ve Ayşe Teyze’nin ayrı bir yeri var. Bilenlere nostalji, gençlere genel kültür olsun, onu hatırlatarak başlayalım:



Uzunca bir süre markalar iletişim dilini ve marka vaadlerini Fiziksel Fayda üzerinden yürüttüler. ACE gibi. “Daha” üzerine. Deterjanlar da bu yoldan gittiler.


- Beyazdan daha beyaz.

- Beyazlar daha beyaz, renkliler daha renkli.

- Lekelere düşman, çamaşıra dost.

- Düşük sıcaklıkta bile yüksek performans.

- İlk yıkamada zorlu lekeleri çıkarır.

- Gözle görülmeyen kirleri bile derinlemesine temizler.


Şimdi yazı dizisinin kendi formatında devam edip, ben bu kategoride bir marka yönetseydim ne yapardım, aklıma gelen birkaç başlığı açayım kısaca.

 


1. Ürünü sadece Fiziksel Fayda ile anlatmazdım.


ACE’nin açtığı yol güzel ama bu yöntem artık çok eskidi. Artık yetmiyor. Artık tüketici karar mekanizmalarını daha iyi ölçümleyebiliyoruz. Dolayısıyla ürünümü anlatabilecek işlevsel fayda ve duygusal fayda konularını da masaya yatırırdım.


Şöyle düşünün; 2004 yılında, deterjan kategorisinde bu kadar “daha” iletişiminin yapıldığı bir alanda markanın biri çıktı ve üstü kapalı olarak: Çocukların büyürken çamaşır yıkayan bir ev kadını değil, onların büyümelerini şekillendiren bir anne ol. Onlar oynarken tabii ki, kirlenirler.” Dedi ve o müthiş güçlü slogan zihinlere kazındı: "Kirlenmek güzeldir."


Hatırladınız marka adını değil mi?

 


2. Kategorinin acı ve haz noktalarını çok iyi deşifre ederdim.


Acıdan kastım; müşterinin hayatını zorlaştıran, yaptığı şeyden hoşlanmasını engelleyen, yeniden yapmak için daha az istek uyandıran şeyler.


Hazdan kastım da tam tersi; müşterinin hayatını kolaylaştıran, yaptığı şeyden hoşlanmasını sağlayan, yeniden yapmak için daha çok istek uyandıran şeyler.


Bunları elbette öznel görüşler ile ortaya çıkarmazdım. Projektif bir araştırma yaparak bunları tespit eder ve kategoride büyüyebileceğim bir yol arardım.


Araştırmalardan elde edilen; tüketici davranışlarının ve kararlarının arkasında yatan görünmeyen psikolojik nedenleri keşfetmeye “içgörü” (insight) diyoruz. Bu içgörü de üzerine yol inşa edeceğim şey olurdu.


Eminim, kirlenmek güzeldir stratejisi de böyle bir çalışmanın neticesi olarak ortaya çıkmıştır.


 

3. Ürünümü; tüketicinin hayatında yarattığı sonuç üzerinden de konumlandırırdım.


Aslında bu alanı araştırmalardan elde edilen içgörüler yönlendirecek olsa da, kategoride gözüken bariz bir kısım gerçeklikler de yok değil. Çünkü temizlik kategorisinde ürünün, kendi yapması gerektiği işini “zaten” iyi yapmasını bekler tüketici.


Yani fiziksel fayda zaten olması lazım. Lekeyi çıkarması lazım, kir bırakmaması lazım, koku olmaması lazım vs. Yani tüketici temizlik ürününü yalnızca “temizlik yaptığı” için almıyor. Temizliğin sonucunda elde ettiği başka bir şeyler var:


Zaman kazanmak.

Evin daha yaşanabilir olması.

Çocukların daha rahat oynaması.

Misafir geldiğinde kendini rahat hissetmek.

Temizlik yaparken daha az yorulmak.

İşi tek seferde halletme duygusu.

Gibi…


Bu yüzden işte, ürünü sadece kir ve leke üzerinden değil, temizliğin tüketicinin hayatında yarattığı sonuç üzerinden de konumlandırırdım.



🧴 Ve Kişisel Bakım


Önce pazara genel bir bakış yapalım.


Kişisel bakım üç ana alt kategoriye bölünüyor: Vücut (%65), Saç (%31), Kağıt (%4).


Kategorinin hakimi olan vücut bakım ürünlerinde ise bu pazarın büyüyen yıldızının parfümeri alt kategorisi olduğu çok net gözüküyor.


Ipsos Panel Postası verilerine göre (Nisan 2026) Kişisel bakım harcamalarında parfümeri kanalının payı son 10 yılda 5 katına çıkarak 2025’te %20’ye ulaşmış. Üstelik kanalın cirosu bir yılda %84 büyümüş.


Daha da ilginci, hanelerin %57’si kişisel bakım ürünlerini parfümeri kanalından satın alıyor. Türkiye genelinde kişisel bakım alışverişinin ortalama sepeti 167 TL iken, parfümeri kanalında bu rakam 398 TL’ye çıkıyor.


Nitekim parfümeri kanalında ulusal zincir ve indirim marketlerinde bulunmayan bağımsız markaların payı bir yılda %89 artarak %8’e ulaşmış. Burada parfümeri kanalı olarak Gratis, Watsons, Eve gibi markalar var. Bir de cadde mağazaları ve AVM stantlarıyla bilinen sadece muadil koku satan açık parfüm markaları… Bu kategorinin başka özel bir ismi var mı tam bilmiyorum :)

Siz uğraşmayın diye böyle içerikler üretmiş hayırsever vatandaşlar :)
Siz uğraşmayın diye böyle içerikler üretmiş hayırsever vatandaşlar :)

Bu pazar verileri bize kişisel bakımda markalaşmak için bir fırsat olabileceğine işaret ediyor. Markalaşmak için tabii ki sadece ürünü piyasaya sürmek yetmez. Pazarlama da yapmalısınız. Şimdi çokomelli kısma geldik. Ben bu kategoride bir şirket ya da marka yönetsem, neler yapardım?



1. Yepyeni bir kategori yaratıp, o alanı sahiplenir ve lideri olurdum.


Bunun için de “Hangi ürünü üretebilirim?” sorusundan önce “hangi ihtiyaca sahip çıkabilirim?” diye sorardım. Pazardaki açığı tespit ederdim. Çünkü kişisel bakımda üretim bariyeri düştükçe ürün sayısı artıyor. Herhangi bir marketin kişisel bakım rafını gözünüzün önüne getirin;


Şampuan - serum - vücut spreyi - diş macunu - duş jeli - krem - peeling - maske… Oldukça büyük bir yoğunluk var.


Dolayısıyla bu kalabalığa bir ürün daha üretmek artık tek başına bir strateji değil. Hele ki her köşe başı global devler tarafından tutulmuşken…


Ben olsam önce tüketicinin hayatında sahiplenebileceğim bir ihtiyaç, gerilim veya arzu bulurdum. Sonra ürünümü onun etrafında geliştirirdim. Bu kısmı en iyi anlatan stratejik yaklaşım Konumlandırma Stratejisi’dir. Bu dersi iyi çalışırdım. Tekrar çalışırdım.


Bu alana çok iyi bir örnek; yıllar önce tam bu strateji ile pazara giren Bioxcin markası… Net bir alan sahiplenme, sadece eczane kanalında satış, iyi iletişim… Sonrasında marka genişlemesi ile marketlere giriş vs… Çok güzel bir büyüme örneği. İnceleyebilirsiniz.
Ya da ABD’li Curlsmith markası gibi yapabilirsiniz. Sadece kıvırcık saçlara odaklanan bir marka. Pazarı var. Ayrışma imkanı da var. Niyet ve ısrar ile en azından Türkiye’de bu alanda yepyeni bir kategori açıp sahiplenebilirsiniz.

Globallerin hakimiyetiyle sağa doğru uzayan rafta, yerli Dr. White kendine yer açmaya çalışıyor.
Globallerin hakimiyetiyle sağa doğru uzayan rafta, yerli Dr. White kendine yer açmaya çalışıyor.

2. Parfümeriyi sadece bir satış kanalı olarak görmezdim.


2026 Ipsos verisindeki %20’lik pay ve 398 TL’lik ortalama sepet tutarı verisi önemli. Burada daha yüksek değer algısı yaratılabilecek bir alan var.


Dolayısıyla markamı yalnızca ulusal zincirlerin rafına sokmaya çalışmazdım. Hangi kanalda nasıl bir marka algısı yaratabileceğimi iyi düşünürdüm. Çünkü her kanalın tüketiciye söylediği başka bir şey var.


Bir ürün markette “ihtiyaç” olarak görülebilir. Aynı ürün parfümeride “kampanya tamamlayıcısı” olarak görülebilir. Ya da eczanede bambaşka bir şey. (Bioxcin markasının ilk çıktığı dönemdeki sizde oluşturduğu algısı gibi düşünün.)


Bu fark, pazarlama açısından çok önemli. Kanal stratejisini sadece “nerede daha çok satarım?” sorusuyla değil de, “markamı nerede daha değerli hale getirebilirim?” sorusuyla kurardım.



3. Kişisel bakımda “küçük lüks” alanını araştırırdım.


Kişisel bakım kategorisinin pazardaki yükselişine ilişkin çok önemli bir tüketici içgörüsü var: Ekonomik baskılara rağmen tüketicilerin “bugünü yaşama” ve kendini küçük lükslerle ödüllendirme eğilimi bu kategoriyi destekliyor.


Bu bana göre çok önemli. Çünkü lüks deyince sadece pahalı ürün düşünmemek gerekiyor. [Gerçi durgun bir ekonomide, orta gelirdeki insanlar için dışarıda yenilen herhangi bir yemek bile artık lüks olabiliyor ya, neyse…]


Bazen birkaç yüz liralık bir krem, ya da güzel kokan bir duş jeli, normalde kullanmadığınız bir vücut bakım ürünü. Hatta günlük kullanılan bir sabun belki.


Bunların hepsi tüketicinin kendisine yaptığı küçük bir iyilik olabilir. Ben olsam markamın ürününü “ihtiyacın olan ürün” olmaktan çıkarıp, “kendime aldığım küçük hediye” kategorisine taşıyabileceğim bir alan arardım.


Çünkü ihtiyaç ertelenebilir ama, insanın kendisini iyi hissetme isteği özellikle küçük harcamalarla karşılanabiliyorsa, çok daha az dirençli olabilir. İrdelerdim mutlaka.



İki kategoriyi birleştirince yazı yine uzadı. Toparlayıp kapatalım.


Temizlik ve kişisel bakım kategorileri, marketlerde yakın raflarda bulunsa da tüketicinin zihninde aynı yerde durmuyorlar.


Temizlikte ürünün yaptığı iş ön planda. Kişisel bakımda ise ürünün insana kattığı değer giderek daha fazla önem kazanıyor.


Birinde fiziksel fayda ön planda, diğerinde duygusal fayda.


Bu yüzden bu kategorilerde (de) marka yaratmak isteyen üreticilerin sadece iyi ürün üretmesi artık yeterli değil. Kategori dinamiklerini iyi analiz etmek, iyi araştırmak gerekiyor.


Çünkü raf çok kalabalık. Benzer ürünler, benzer vaatler, benzer ambalajlar ve benzer reklamlar arasında tüketicinin sizi fark etmesini beklemek fazla iyimser.


Hızlı tüketimde üç kategori boyunca anlatmaya çalıştığım şey de aslında bu.


Pazarlama sadece ürünü rafa koymak değil. O satışın işi hatta.


Rafa koyduğunuz ürünün tüketiciyi bir mıknatıs gibi kendine çekmesi gerekir ki, attığınız taş ürküttüğünüz kurbağaya değsin.


Yoksa markanızı; iskonto-vade-insert-kampanya kısır döngüsünden kurtaramazsınız.

Yorumlar


bottom of page